Türkü Hikayeleri

Ekinler Ekilirken Türkü Hikayesi

Keziban, Çukurova’nın en güzel kızıydı. Üstelik, güzelliği, tek özelliği de değildi Keziban’ın. Dürüsttü. Eline çevikti. İki kişinin topladığı pamuğu toplar, üç kişinin biçtiği ekini biçerdi öz başına.

Apo da, kara yağız bir Çukurova delikanlısıydı. Ekmeğini pamuktan çıkarmakla birlikte, taşı sıksa suyunu çıkarırdı. Fakirdi ama, yaşamını sürdürmek için emeğinden başka şeye gereksinmezdi
Kader ağlarını ördü ve Keziban’ı çıkardı Apo’nun karşısına. Apo, işin sonunu bilmiş gibi, sıktı kendini. “Tek dur be deli gönül, Keziban kim, sen pamuk ırgatı Apo kim? Bırakırlar mı onu sana” dedi, dedi ya; sevdaya derman mı olur, gönüle ferman mı olur?

Sevdi Apo. Hem de, Çukurova yiğidinin sevmesi. Yüreğinde yanardağlar patlıyordu. O, düşmanın dizlerini titreten bakışları Keziban’a çevrildi miydi, ilk yaz yelleri gibi okşayıcı kesiliyordu. Düşünde düşüncesinde sarı sarı veriyordu sarı Keziban’ı. Sarınca da, tüm bedeni cennet suyunda yıkanmışa dönüyordu.

Gün geçtikçe, Keziban’ın da gönlü uyanmaya başladı ve ilk yazda iki sevgili ilk kez, kem gözlerden uzakta buluştular. Gün, nöbeti aya bırakmaktaydı. Konuşmadan, uzun süre bakıştılar.

Gözleri, birbirlerine en güzel aşk destanları anlatıyordu. Susuşlarının bir anında, ikisi birden, bilinmez bir güçten buyruk almış gibi, ellerini birbirlerine uzattılar. Duyguları, ellerinden birbirlerine aktı.
Bir süre sonra sözleşmiş gibi, aynı anda kalktılar. Gözgöze geldiler. Dönülmez bir göz andı içişti bu…
O geceden sonra zaman, durmaksızın aşklarını büyütmeye durdu. Arasıra buluşuyorlar, birbirlerine daha susamış olarak ayrılıyorlardı.

Artık elleri havada, dilleri duadaydı. Kendilerini birbirlerine bağlaması için Tanrı’ya yakarıyorlardı.
Bir gece, yine buluştular. Gözleriyle mi, sözleriyle mi ne; dünya durdukça birbirlerinin olmayı kararlaştırdılar. Zati, kutsal vuslatlarına az kalmıştı. Hele şu ekinlerin ekilmesi bitsindi. Ertesi gece el-ayak çekildikten sonra yine buluşmak üzere ayrıldılar. İkisinin de içinde orman yangınları vardı…

Uzun süredir, Keziban’ın çevresinde alıcı bir kuş gibi dolaşmakta olan ağaoğlu Şaban bey, sürdü atını karanlıkta. Ardından adamları. Kuşattılar Keziban’ın kulübesini. Tabanca kurşunları delik deşik etti gecenin karanlığını. Ortalık ayağa kalktı. Gözdağı vermekti kurşunların amacı.

Şafak sökerken, eli-ağzı bağlanan Keziban, Şaban’ın atının tersine bindirilmişti. Şaban sürdü atını, şafağın aksi yönüne. Adamları havaya birkaç el daha ateş etttikten sonra, onlarda izlediler beylerini

O günden sonra, Apo iflah olmadı, yayla – yazı (ova) demeden tüm Çukurova’yı dolandı durdu. İzini bile bulamadı Keziban’ın! Rastladığı her çiçeği kokladı, hiç biri Keziban gibi kokmuyordu…

Sonunda, acısından bir türkü yaktı Apo. O gün, bugün düşmez Anadolu halkının dilinden.

Kaynak: Öyküleriyle Halk Türküleri (Notalı) – Hamdi Tanses

Ali Kıran
Uşak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir